Uluslararası kamuoyu, Viyana’da İran nükleer programına ilişkin müzakerelerin seyrini dikkatle takip ederken, perde arkasında Tahran’a yönelik olası bir uzun soluklu askeri operasyon hazırlıkları giderek belirginleşiyor. ABD, İsrail ve Suudi Arabistan gibi kilit bölgesel ve küresel aktörlerden gelen sinyaller, diplomatik çabalara rağmen askeri seçeneğin masadan kalkmadığını, aksine güçlendiğini gösteriyor.
İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sürdürmesi ve %90 saflığa yaklaşan seviyelere ulaşması endişeleri artırırken, Ortadoğu’daki gerilim tırmanışını sürdürüyor. Özellikle ABD ve İsrail arasındaki stratejik diyaloglar ve askeri tatbikatlar, bölgedeki dengelerin hassasiyetini bir kez daha gözler önüne seriyor.
Diplomasi Gölgesinde Artan Gerilim
Nükleer anlaşmayı canlandırmak amacıyla Viyana’da yürütülen görüşmeler, zaman zaman umut verici sinyaller verse de, şu ana kadar somut bir ilerleme kaydedilebilmiş değil. Bu diplomatik tıkanıklık, askeri senaryoları daha cazip hale getiriyor gibi görünüyor. Uzmanlar, müzakereler ne kadar uzar veya başarısız olursa, askeri müdahale ihtimalinin o denli artacağını belirtiyor.
ABD’den Açık Mesaj
ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı General Kenneth McKenzie, bu gerilimli dönemin en dikkat çekici açıklamalarından birine imza attı. İsrail ziyaretinde yaptığı konuşmada, ABD’nin İran’a karşı “her türlü ihtimale” hazır olduğunu vurguladı. McKenzie’nin bu sözleri, ABD’nin bölgedeki kararlılığının altını çizerken, İsrail ile askeri koordinasyonun önemine de işaret etti. Amerikalı yetkililer, İran’ın nükleer programını sınırlama konusunda bir anlaşmaya varılamazsa, diplomatik çabaların “çok yakında” sona erebileceği konusunda uyarıyor.
İsrail’in Hazırlıkları ve Stratejisi
İsrail, İran’ın nükleer programını “varoluşsal bir tehdit” olarak görüyor ve bu konuda en proaktif adımları atan ülkelerden biri. Son dönemde İsrail’in askeri hazırlıklarında gözle görülür bir artış yaşandı:
- Bütçe Artışı: İsrail, İran’a yönelik olası askeri operasyonlar için savunma bütçesine ek 5 milyar şekel (yaklaşık 1.6 milyar dolar) ayırdı. Bu bütçe, özellikle insansız hava araçları (İHA) gibi kritik askeri kapasitelerin geliştirilmesine odaklanacak.
- Mossad Şefi’nin Ziyareti: İsrail dış istihbarat teşkilatı Mossad’ın başkanı David Barnea‘nın Aralık 2021’deki Washington ziyareti, ABD’li yetkililerle İran konusundaki istihbarat paylaşımı ve strateji koordinasyonu açısından büyük önem taşıyor. Barnea’nın, ABD’yi İran’la uzlaşmaya karşı uyardığı belirtiliyor.
- Ortak Tatbikatlar: İsrail, Birleşik Krallık ile ortak hava savunma tatbikatları gerçekleştirdi. Bu tatbikatlar, olası bir çatışma durumunda müttefiklerle işbirliği kapasitesini artırma amacını taşıyor.
Suudi Arabistan’dan Nükleer Uyarı
Bölgedeki bir diğer kilit oyuncu olan Suudi Arabistan’dan da dikkat çekici bir açıklama geldi. Veliaht Prens Muhammed bin Salman, İran’ın nükleer silah geliştirmesi durumunda Suudi Arabistan’ın da kendi nükleer programına başlayacağını belirtti. Bu açıklama, bölgesel bir nükleer silahlanma yarışının fitilini ateşleyebilecek potansiyeliyle büyük endişe yaratıyor.
Olası Senaryolar ve Bölgesel Etkiler
Gerilimin bu düzeyde seyretmesi, uluslararası toplumu ciddi endişeye sevk ediyor. Bir yandan diplomatik kanalların açık tutulması istenirken, diğer yandan askeri hazırlıkların hız kazanması, bölgede istikrarsızlığın artma riskini taşıyor. Olası bir askeri müdahalenin sadece İran’la sınırlı kalmayıp, tüm Ortadoğu’yu derin bir krize sürükleyebileceği ihtimali üzerinde duruluyor.
Önümüzdeki dönemde Viyana müzakerelerinin akıbeti ve ABD-İsrail-Suudi Arabistan üçgenindeki gelişmeler, İran’ın geleceği ve bölgesel güvenlik dengeleri açısından belirleyici olacak. Diplomasinin mi yoksa askeri seçeneğin mi galip geleceği sorusu, hala belirsizliğini koruyor.
