İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) çalışanlarına yönelik açılan ve kamuoyunda büyük yankı uyandıran davanın ilk duruşması, 18 Haziran 2024 Salı günü İstanbul Adliyesi 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başladı. İBB bünyesinde görev yapan 54 mevcut ve eski çalışanın “silahlı terör örgütüne üyelik” veya “yardım” suçlamalarıyla yargılandığı dava, siyasi arenada gerilimi tırmandıran önemli bir gündem maddesi haline geldi.
Duruşma öncesinde adliye çevresinde alınan yoğun güvenlik önlemleri ve halkın erişimine getirilen kısıtlamalar, “fiili OHAL” benzetmelerine yol açarken, ana muhalefet liderleri davanın siyasi saiklerle açıldığını ve bir “kurgu” olduğunu savundu. Kamuoyu, davanın sadece hukuki değil, aynı zamanda siyasi sonuçları açısından da büyük bir öneme sahip olduğunu belirtiyor.
Soruşturma Süreci Nasıl Başladı?
İBB çalışanlarına yönelik terör soruşturması süreci, dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Aralık 2021’deki açıklamalarıyla kamuoyuna yansımıştı. Soylu, İBB’de “terör örgütleriyle iltisaklı” kişilerin çalıştığı iddialarını dile getirerek soruşturmanın başlatıldığını duyurmuştu. Bu açıklamaların ardından, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan ve terör savcısı tarafından yürütülen hazırlık soruşturması neticesinde, 54 İBB çalışanı hakkında dava açıldı. İddianamede, sanıkların PKK/KCK, DHKP/C ve MLKP gibi terör örgütleriyle bağlantılı oldukları öne sürüldü.
Sanıklar Kimler ve Suçlamalar Neler?
Davanın sanıkları arasında İBB’nin çeşitli birimlerinde görev yapmış veya yapmakta olan 54 personel bulunuyor. Bu kişiler hakkında başlıca suçlamalar şunlar:
- Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma: Terör örgütlerinin hiyerarşik yapısı içinde yer almak ve örgütün amaçları doğrultusunda faaliyet göstermek.
- Silahlı Terör Örgütüne Yardım Etme: Örgüte bilerek ve isteyerek yardımda bulunmak, örgütün faaliyetlerini kolaylaştırmak.
Dava dosyasına göre, sanıklar hakkında somut deliller yerine genellikle “gizli tanık beyanları” ve “ihbar mektupları” gibi unsurlara dayanıldığı yönünde eleştiriler bulunuyor. Bu durum, davanın hukuki niteliği ve adil yargılanma ilkesi üzerindeki tartışmaları alevlendiriyor.
Siyasi Tepkiler ve Duruşma Gününde Gerilim
Davanın başlamasıyla birlikte siyasi tepkiler de yükseldi. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, davanın siyasi bir “kurgu” olduğunu ve göreve geldiği günden bu yana İBB’ye karşı yürütülen yıpratma çabalarının bir parçası olduğunu ifade etti. İmamoğlu, suçlanan kişilerin birçoğunun adli sicil kayıtlarının temiz olduğunu ve somut delillerin bulunmadığını vurguladı.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da davayı “siyasi mühendislik” olarak nitelendirerek, İBB’nin ve dolayısıyla muhalefetin hedef alındığını savundu. Kılıçdaroğlu, yargının bağımsızlığına gölge düşürüldüğünü ve hukukun siyasi hesaplaşmalar için araç olarak kullanıldığını belirtti.
İlk duruşma günü İstanbul Adliyesi çevresinde olağanüstü güvenlik önlemleri dikkat çekti. Çelik bariyerler, yoğun polis ekipleri ve adliye binasına girişlerdeki kısıtlamalar, basın mensupları ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin duruşmayı takip etmesini zorlaştırdı. Bu durum, Gezi Davası gibi geçmişteki siyasi davalardaki adliye manzaralarını akıllara getirdi ve yargılamanın şeffaflığı konusunda endişeleri artırdı.
Dava Ne Anlama Geliyor?
İBB davası, sadece 54 İBB çalışanın akıbetini belirlemekle kalmıyor, aynı zamanda Türkiye siyasetindeki mevcut gerilimi ve kutuplaşmayı da yansıtıyor. Muhalefet kanadına göre, bu dava, iktidarın yerel yönetimlerdeki muhalif sesleri bastırma ve İmamoğlu gibi potansiyel liderleri yıpratma stratejisinin bir parçası olarak görülüyor. Dava, yargı süreçlerinin siyasi çekişmelerin gölgesinde kalması ve hukukun üstünlüğü ilkesinin erozyona uğraması gibi önemli tartışmaları da beraberinde getiriyor. İBB davasının sonuçları, Türkiye’deki siyasi dengeleri ve demokrasi anlayışını derinden etkileyebilecek potansiyele sahip.
