Şehirlerin kimliğini oluşturan, toplumsal hafızanın taşıyıcısı olan kent simgeleri ve kamusal alanlar, son yıllarda artan ticari baskının hedefi haline geldi. Mimar, kent plancısı ve akademisyen Murat Yıldız, Haberin Gazetesi’ne yaptığı özel değerlendirmelerde, bu dönüşümün arkasındaki dinamikleri ve sonuçlarını ele aldı. Yıldız’a göre, şehirlerin kültürel ve tarihi zenginlikleri, “deneyim ekonomisi” ve turizm maskesi altında sermayenin yeni rant kapılarına dönüşüyor; bu durum, kentlerin ruhunu esir alarak, halkın yaşam alanlarını ticarileştiriyor.
Murat Yıldız, küresel kapitalizmin şehirleri birer üretim ve tüketim mekanı olarak görmesiyle birlikte, kentlerin kendine özgü dokusunun hızla kaybolduğunu belirtiyor. İstanbul gibi tarihi derinliğe sahip şehirlerde, Galataport ve Atatürk Kültür Merkezi (AKM) gibi projeler, Yıldız’ın ifadesiyle “kamu yararı” söylemiyle pazarlansa da, aslında ticari amaçlara hizmet eden, kent dokusuyla uyumsuz yapılar olarak öne çıkıyor. Bu tür büyük projeler, çevrelerindeki alanları da dönüştürerek, yeni bir sosyo-ekonomik yapı dayatıyor ve yerel halkın yaşam alanlarını daraltıyor.
Kent Simgelerinin Dönüşümü: Neden ve Nasıl?
Deneyim Ekonomisi ve Turizm Odaklı Rant
Yıldız’a göre, kent simgelerinin ticari amaca dönüştürülmesinin temelinde “deneyim ekonomisi” ve sürdürülebilir turizm gibi kavramlar yatıyor. Ancak bu kavramlar, çoğu zaman kentin gerçek ihtiyaçlarından uzak, sermayenin daha fazla kar elde etmesini sağlayacak projelere kılıf oluyor. Tarihi yarımadadaki tramvay hatlarının bile, sadece ulaşım işlevi görmeyip, ticari bölgelere erişimi kolaylaştırmak ve dolayısıyla buralardaki rantı artırmak için planlandığını belirten Yıldız, bu durumun kent planlamasının ticari beklentilere göre şekillendiğini gösterdiğini vurguluyor.
Devletin Rolü ve Kentsel Rant
Kentsel rantın, kamu eliyle yaratılan bir değer olduğunun altını çizen Yıldız, bu rantın dağıtımında devletin kritik bir rol oynadığını belirtiyor. Belediyeler ve merkezi idare, imar değişiklikleri, özelleştirmeler ve çeşitli kentsel dönüşüm projeleri aracılığıyla bu rantı belirli kesimlere aktarıyor. TOKİ gibi kurumların tarihi ve kültürel mirasın bulunduğu bölgelerde gerçekleştirdiği müdahaleler, kentlerin özgün dokusunu tahrip ederek, tek tip, kimliksiz bir yapıya bürünmelerine neden oluyor.
Tarihi Dokunun Kaybı ve Sosyal Sonuçları
Çarşılar ve Meydanlar Ne Durumda?
Kapalıçarşı ve Mısır Çarşısı gibi yüzlerce yıllık ticari ve kültürel mekanlar da bu ticarileşmeden nasibini alıyor. Yıldız, bu çarşıların oteller ve lüks markaların mağazalarına dönüştürülmesiyle, özgün kimliklerinin, yerel esnafın ve halkın erişilebilirliğinin kaybolduğunu ifade ediyor. Benzer şekilde, kentsel meydanlar da halkın toplanma ve sosyalleşme alanları olmaktan çıkıp, ticari aktivitelerin ve turistik gösterilerin yapıldığı, güvenlik bariyerleriyle çevrilmiş, erişimi kısıtlanmış mekanlara dönüşüyor.
Kimliksizleşen Kentler ve Hafıza Kaybı
Ticari amaçlar doğrultusunda yeniden şekillendirilen şehirler, ortak bellek ve kimlikten yoksun, birbirine benzeyen ‘küresel kentler’ halini alıyor. Bu durum, yalnızca estetik bir kayıp olmanın ötesinde, kent sakinlerinin aidiyet duygusunu zedeleyen, toplumsal bağları zayıflatan derin bir sorun teşkil ediyor. Geçmişle olan bağların koparılması, geleceğe yönelik planlamanın da sağlıksız olmasına yol açıyor.
Kent Hakkı ve Direniş
Murat Yıldız, kentlerin sadece birer ticari meta olmadığını, aynı zamanda bir yaşam alanı, bir hak olduğunu vurgulayarak, “kent hakkı” kavramının önemine dikkat çekiyor. Bu ticarileşmeye karşı mücadelede; sivil toplum örgütlerinin, meslek odalarının, hukukçuların ve kentlilerin aktif rol alması gerektiğini belirtiyor. Yargı süreçleri, farkındalık kampanyaları ve yerel direnişler, kent simgelerini ve kamusal alanları ticari rantın esaretinden kurtarmak için hayati önem taşıyor.
Yıldız’ın çarpıcı değerlendirmeleri, kentlerimizin geleceği ve kimliği üzerine ciddi sorular yöneltirken, bu süreçlere karşı durmanın ve “yaşanabilir kentler” yaratma mücadelesinin aciliyetini de bir kez daha ortaya koyuyor.
