Haliç’in tarihi dokusunda, yüzyıllardır gemilere ev sahipliği yapan ve bir döneme tanıklık eden Haliç Tersaneleri, son yıllarda büyük bir dönüşümle gündemde. “Tersane İstanbul” adıyla anılan bu devasa proje, bir yandan şehre yeni bir kültür ve sanat merkezi vaat ederken, diğer yandan kamusal alanın özelleştirilmesi, erişim kısıtlamaları ve şeffaflık eksikliği gibi ciddi eleştirilerin odağı haline geldi.
Kentin endüstriyel mirasının önemli bir parçası olan bu alan, modern sanatın ve kültürel etkinliklerin yeni adresi olarak lanse ediliyor. Ancak bu iddialı dönüşümün ardında, halkın kullanımına açık olması gereken bir kamusal alanın ticari kaygılarla yeniden şekillendirilmesi tartışması yatıyor. Proje, prestijli sanat galerileri, müzeler ve uluslararası etkinliklerle adından söz ettirse de, erişilebilirliği ve kime hizmet ettiği soruları yanıtsız kalmaya devam ediyor.
Haliç’in Mirası Nereye Evriliyor?
İstanbul’un köklü geçmişinden günümüze ulaşan en eski sanayi yapılarından Haliç Tersaneleri, Osmanlı döneminden Cumhuriyet’e uzanan uzun bir geçmişe sahip. Fatih Sultan Mehmet tarafından 1455 yılında kurulan bu tersaneler, yüzyıllar boyunca donanmaya hizmet etmiş, gemi inşa ve onarımında kritik bir rol oynamıştır. Cumhuriyet döneminde de faaliyetlerine devam eden tersaneler, kentsel dönüşüm projeleriyle birlikte, sanayi kimliğinden uzaklaşarak bambaşka bir çehreye bürünmeye başladı.
Yaklaşık 242 dönümlük devasa bir araziye yayılan bu alan, Boğaz kıyısındaki diğer büyük projeler gibi, kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Tersanelerin modernizasyon ve yeniden işlevlendirme projesi, “Tersane İstanbul” adıyla, İstanbul’un yeni cazibe merkezlerinden biri olma iddiasıyla hayata geçirildi.
Kim Dönüştürüyor?
Projenin yürütücüsü ve işletmecisi, kamu ihaleleriyle sıkça gündeme gelen Cengiz Holding. Holding, 2015 yılında imzalanan sözleşmeyle bu devasa alanı “yap-işlet-devret” modeliyle üstlendi. Ancak sözleşmenin detayları ve özellikle Hazine’ye ödenecek kira bedelleri konusunda kamuoyuna yeterli şeffaflıkta bilgi verilmemesi, projenin en büyük eleştiri noktalarından biri oldu. İddialara göre, Cengiz Holding’in devlete kira ödemediği, bunun yerine gelir paylaşımı modeliyle çalıştığı belirtiliyor. Bu durum, kamusal bir arazinin özel bir şirkete devredilerek ticari amaçlarla kullanılmasının yarattığı endişeleri artırıyor.
Sanatın Rolü ve Kamusal Alan Tartışması
Tersane İstanbul’un tanıtımında, uluslararası sanat ve kültür etkinliklerine ev sahipliği yapacak modern müzeler, galeriler, kongre merkezi, oteller ve sosyal tesisler öne çıkarılıyor. Bu projenin, İstanbul’u küresel bir kültür başkenti yapma hedefine hizmet edeceği iddia ediliyor. Ancak eleştirmenler, bu “sanat perdesinin” ardında, aslında halkın serbestçe erişebilmesi gereken bir kamusal alanın ticari ve elitist bir anlayışla özelleştirildiğini savunuyor.
- Erişim Kısıtlamaları: Projenin kamuya açık alanları olduğu belirtilse de, bölgenin genel algısı ve işletme yapısı, bir alışveriş merkezi veya özel bir etkinlik alanına benzerliğiyle dikkat çekiyor. Halkın serbestçe dolaşımının, özellikle özel etkinlikler ve fuarlar sırasında kısıtlanması, kamusal alanın “özel” bir alana dönüştüğü iddialarını güçlendiriyor.
- Ticari Odaklılık: Sanat ve kültür etkinliklerinin yanı sıra, projenin otel, alışveriş ve yeme-içme mekanlarına ağırlık vermesi, ana odağın kültürel gelişimden ziyade ticari kazanç olduğu yorumlarına neden oluyor.
- Şeffaflık Eksikliği: Sözleşme detaylarının ve gelir paylaşımı modelinin şeffaf bir şekilde açıklanmaması, projenin kamu yararından çok, özel şirket çıkarlarına hizmet ettiği algısını pekiştiriyor.
Tersane İstanbul, modern kent planlamasının getirdiği zorlukları ve kamusal alanın kullanımına dair süregelen tartışmaları bir kez daha gün yüzüne çıkarıyor. Tarihi bir mirasın, geleceğe nasıl taşınacağı ve bu dönüşümün gerçekten kimin yararına olacağı, İstanbul’un gündemindeki sıcak başlıklar arasında yerini koruyor.
